
Yalnızlığın pençesinde yattığım günlerden, her gecenin zifirini kana kana içtiğim günlere… Şikâyetçiyim dünya. Aptalları rahatlatıp, en aptal olmama rağmen beni batıran İstanbul’dan şikâyetçiyim.
Zihnimden akan düşünce selleri.

Yalnızlığın pençesinde yattığım günlerden, her gecenin zifirini kana kana içtiğim günlere… Şikâyetçiyim dünya. Aptalları rahatlatıp, en aptal olmama rağmen beni batıran İstanbul’dan şikâyetçiyim.

Ne olduğumu bilmediğim zamanlara dikmişim çaputumu. Anlamsız zamanlara. Olayların içinden çıkmak için sunulan iki yolun da çıkmaza gittiğini bildiğim umutsuz yaşama.

Zihnimin derinindeki bomboş bir parktayım gene. Her yer loş ışıklı ve sessiz bir gürültü hâkim havaya. “Ne yapıyorum burada?” derken ummadık yüzlerin nazını çekiyorum.

Kimim ben? Yolunu kaybetmiş bir gezgin mi, yolu bile olmayan bir korkak mı? Her yola çıktığında neden yola çıktığını unutan bir hasta mı?