Anlamsızlığın Yaşamı

Ne olduğumu bilmediğim zamanlara dikmişim çaputumu. Anlamsız zamanlara. Olayların içinden çıkmak için sunulan iki yolun da çıkmaza gittiğini bildiğim umutsuz yaşama.

Her yolun sonundaki eskimiş ve yeşermiş duvarlar, iğrenç tozlar ve ağır kokular işliyor içime. Bilinmez bir yerdeki belirsizlik odasında sıkıştırıyorlar ciğerimi.

Kim olduğumu da unutturdu bu sefil yer. Bir gün uyandığımda umutsuzluklarım, kaygılarım ve kendimden kopukluğumun farkındalığıyla Samsa* olarak uyanıyorum. Diğer gün kendini arayan, kadere müdahale etmek istemeyen, ormanlara düşen Virata**.

Zevksiz ve renksiz bu yerdeki nefes alma çabası zihnimin batak köşesinde yaşamak olarak adlandırılmış. Ne komik bir ad taşıyor. “Yaşam”

Her gün, her dakika ne yapacağının bilincinde olmak mı bu yaşam denilen şey? Nereye gideceğini bilmek. Ne yiyip içeceğinin farkında olmak, kiminle tokalaşacağını duymak gibi anlamsız ve öngörülebilir bir fiil zincirini canlandırmak mı yaşam diye adlandırılan şey. Seni şaşırtacak bir olay gerçekleşsin diye bülbül gibi tanrıya yalvarmak da mı saklı yoksa?

Bu komik isimli yaşam bir kâhinin “burada benlik bir iş yok” diyebileceği nitelikteyken ne diye sonunu bu kadar merak edip duruyoruz? Anlamsız bir yaşama anlamlı bir olay sığdırmak için bunca iştahımızı harcayıp duruyoruz ve anlamsız bir ölümle noktayı koyuyoruz. Ne kadar da mükemmel.

Bunca şey içinde bir hiç olduğumuzu bildiğimiz halde, neden kendimizle gurur duymak istiyoruz? Bir benlik kazandırdığımız gurur bizi duymazken, onun yüzünden sefilleşmişken hâlâ daha kusursuz bir inatla onu yaşatmak için bencil bir yengeç gibi dans ediyoruz. Ve umudumuzu bizi tüketen gurur için sonu gelmeyen bir son dansa kaldırıp duruyoruz. Kendimizle çelişip duruyoruz.

Bu yapış yapış, keskin kalabalıktaki herkes neden bu kadar yalnız peki? Kalabalıklar oluşturup içine kendini koyan bu insanoğlu neden bu şaheseri beğenemez oldu? Sahi bu inşaata bir çıkış yolu eklemeyi unutacak kadar saf salak mıydık biz. Bunca fikrin arasında bir tanesini tuttuğun için kendi eserin olan “kalabalık” dan taş yemek bizim için acı bir durum mu? Yoksa sadece oluşturduğumuz senaryodaki birkaç pürüz mü demeliyiz?

Bir fikir bulmak için günlerce düşünen bu insanlar neden başkasının fikrini duyunca ellerindeki taşlarla fikir sahibini hırsla süsler ki? Belki de tahmin edilemeyen yaşam değil insanlardır. Laf açılınca en sakin olanlardır. Yargıladığı durumdan henüz daha yargılanmadığını anlayamayan acizlerdir.

Bu belirsizlik odasında geçirdiğim yılların ardında nihayet anlıyorum buradaki tek anlamın anlamsızlık olduğunu.


* Samsa, Franz Kafka’nın “Dönüşüm ” adlı eserinde ki haşereye dönüşmüş olarak uyanan kişi.

** Virata, Stefan Zweigin “Ölümsüz kardeşin gözü” adlı eserinde konu olarak aldığı, kendini arayan kişi. Aynı zamanda bir Hint efsanesi.


Muhammed Taha KUMRU

Yorumlar

Peki sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

MTKSTEXTS sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin