Bak

Hayaller içinde gün görmeye bak
Saklı kalan güne can vermeye bak
Parıldayıp duran insanlara bak
Kendi düşlerine, düşmanlara bak

Cem Kısmet’in yazdığı, benim için yeri ayrı olan ve aşırı beğendiğim “Bak” şarkısı hakkında ufak bir dörtlüğünün hakkında fikirlerimi ve duygularımı yazmak istedim. Bu benim ilk fikir yazım olacak.

Neden Bu Şarkı?

Spesifik olarak bir sebebi olmamasından sonra diyebileceğim tek şey şarkının bir çok duyguyu aynı anda hissettirmesi ve bana aşırı hitap etmesi diyebilirim. Aynı zamanda şarkı bir kurgu için yazılmıştır. Aslen “Behzat Ç” isimli dizinin bir şarkısıdır. Yazarın kendini bir kurguya koyup bu kadar hisli bir şarkı yazması beni daha çok şaşırtıyor gerçekten. Belkide kurguda kendini görmüştür kim bilebilirki?

Şarkı Ve Hissettirdikleri

Şarkının sözleri ve müziği birbiriyle aşırı derecede uyumlu olmasıyla beraber hissettirdiği duygularda bir o kadar karmaşık. Benim hissettiklerim genel olarak şöyle sıralanabilir:

  • Kaybolmuşluk
  • Melonkoli
  • Kafa karışıklığı
  • Kendini bulma isteği
  • Hafif delilik
  • Kalabalık bir yalnızlık
  • Çift kişilik

Etkileyici olan kısım ise sözlerini müziksiz bir biçimde kendin okusanda veya müziğini sözsüz bir biçimde dinleyecek olsanda aynı hisleri yakalayabilecek olmak.

Dörtlük

Evet gelelim dörtlüğü ele almaya. Bu dörtlük aynı zamanda şarkının nakaratı olmakla beraber 11’li hece ölçüsüyle yazılmıştır. Yani şarkıyı tek başına bir şiir gibi okumakta mümkündür. Gelelim satır satır ele almaya:

Hayaller içinde gün görmeye bak

Bazen insanlar o kadar fazla hayal kurar ki gerçeklikten koparlar. Bu tıbba göre bir hastalıktır. Ağır durumları “Psikoz” diye isimlendirilir. Bu durumdan hoşlanan var mıdır bilemem ama belki de bazıları afyon çekmek yerine hastalığını kullanıyordur? Her neyse bana göre burada anlatılmak istenen tam olarak o haldir. Aşırı hayal kuran birinin “gün” görmesi, gerçeğe uyanması veya belki de sadece gerçeğe alışması.

Saklı kalan güne can vermeye bak

Bir şeyi neden saklarız? Değerli olduğu için mi yoksa görmek istemediğimiz için mi? Çeşitli sebepler farklı sonuç doğurabilecek olsa da , can verilmek istenen bir gün, bence beklenen ve bu bekleyişin ardında bir heyecan ve değer verme durumu olduğundan olmalı. Belki de hayali bir gündür veya da bütün kurulan hayallerin sebebi bu gündür. Bana ikinci ihtimal hep daha yakın geldi.

Parıldayıp duran insanlara bak”

Parıldamak burada iki manada kullanılmış olabilir;

  • 1.Mana: Sinirlenmek manasında olabilir. Belki de yazar burada, insanların sinirlerine mana veremiyor olabilir. Çünkü kendisi ütopyasında hem dışarıyı görmek istiyor hem de bir günü bekliyor ve bu kadar sabır içinde, haklı bir sinirin içiresindeyken, başka insanların sinirine anlam veremiyor olabilir.
  • 2.Mana: Başarı manasında olabilir. Gene kendi içinde yaşayan birisinin dışarıdakilerin başarısına ve kendi başarısızlığına dönüşü olabilir. Eğer bu manada kullanıldıysa “saklı kalan gün” belki de hep beklediği ama ondan hep saklanan bir “başarı günü” dür.

Evet iki manada akla (en azından benimkine) yatan manalar. Ama sonuç olarak bu bir şarkı ve herkes kendi manasını yükleyebilir.

Kendi düşlerine, düşmanlara bak

Şarkının benim için en etkileyici noktası. Kendi düşüncesine yani kendisine düşman olan insanlar. Ne kadar zorbaca geliyor değil mi? Aslında onları çok uzakta aramamalıyız. Sadece aynaya baksak bile bulabiliriz belki de. Hayat karmaşasında yuvarlanırken en önemli seçimlerimizi en toy yaşlarımızda vermemizden dolayı yada bir kaç kendini bilmezin “Hayır, sen öyle olamazsın. O dediğin şey çok zordur.” gibi çarpık sözlerinden dolayı vazgeçtiğimiz onca hayali bir düşünsenize. Ne kadar fazla ama değil mi? Belki de en iyi gitaristimiz olabilecek kişi şuan “başkaları” tarafından önerilen bir üniversite bölümü için matematik çalışıyor ve “ben neden başaramıyorum?” diye kendini tüketiyor. Oysa 1-2 yıl önce hayalleri çok başkaydı. “Bazıları” yüzünden hayaline düşman oldu artık. Çok yazık etti kendine..

Evet, yazara gelirsek bence burada gene kendi içinde ve düşlerinde yaşayan bir insanın, artık insanların düşlerini bile anlayabilecek bir kıvama gelmesinin ardından, kişilerin neden hayallerine bu kadar zıt bir hayat yaşadığını sorgulaması ve kendine bir telkini, bir uyarısı olduğunu düşünüyorum.

Şarkıyı genel olarak ele aldığımızda şöyle bir çıkarım yapabilirim: Şarkı bir kişinin içindeki iki kişinin bir birine verdiği telkin gibi. Yani şöyle ki hatip ve muhatap aynı kişi. Sanki

“Öfke yangınlarından kurtulsan
Kendi kıyılarına yakın bir yerde
Toz pembenin üstüne bassan
Gök mavinin altında uzansan

Uzak geliyor hayatın uzak sana
Yakamam kendimi, yakamı bıraksana”

Kısmı, vücudun iyiliğini isteyen tarafın yani bir “melek” in yada bir “optimist” in ağzından çıkan ve diğer tarafı uyaran sözler gibi. Şarkının devamı:

Hayaller içinde gün görmeye bak
Saklı kalan güne can vermeye bak
Parıldayıp duran insanlara bak
Kendi düşlerine, düşmanlara bak

Gittikçe yükselen haller içindeyim
İnsandan örülmüş duvarlar içindeyim

Sanki bir “Şeytan” ın yada bir “Pesimist” in ağzından çıkan sözler gibiler. Eğer Şeytan ve Melek ayrımı ise burada şeytanın vücudun kötülüğünü düşündüğünü ve baskın gelerek bu vücuda eziyet ettiğini düşünebiliriz.

Ama pesimist ve optimist ayrımı ise (Ki bence daha mantıklı bir ihtimal) optimistin çabasını ve pesimistin “Bu halden çıksam n’ olacak sanki dışarıyı görmüyor musun?” gibi bir savunmayla kişinin optimist tarafını da Pesimistliğe çekmek istemesi olabilir.

Bence mükemmel bir içsel savaş örneği bu şarkı o yüzden bende yeri ayrı.

Son Söz

Evet, onca şeyin ardından diyebileceğim tek şey yukarıda da belirttiğim üzere şarkıların herkes tarafından “kendince” yorumlanmasıdır. Bu okuduğunuz benim yorumumdu. Zamanın bu kadar kıymetli olduğu dönemde zaman ayırdığınız için teşekkürler.


Muhammed Taha KUMRU

Yorumlar

Peki sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

MTKSTEXTS sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin